Filmi uzun zamandır download etmiş bekletiyorduk. Huyumuz kurusun işte, yerli filmlere ne yazık ki önyargılı yaklaşma ve yüksek beklenti eğilimi gösteriyoruz, çünkü zamanında ne hayallerle girdiğimiz sinema salonlarından sayısız hayal kırıklıklarıyla ayrıldık. Tabi; Güle Güle, Mustafa Hakkında Herşey, Anlat İstanbul, G.O.R.A, Vizontele gibi başarısı takdire şayan misaller hariç. Aslında seyirci olarak artık kadroya bakıp film hakkında ‘’iyidir’’ – ‘’kötüdür’’ yorumu yapabilir ve %70’in üzerinde isabet ettirebilir hale geldik. İşte, kadro konusunda benden olumlu oy alan, ve fakat önceliklerimiz nedeniyle bir süredir ‘’play’’ tuşuna dokunamadığımız bu filmi dün tükettik. Yorum konusunda pek de acımasız olmak istemiyorum ama, en çok beni rahatsız eden konulardan bir tanesi, zaten sınırlı sayıda İtalyanca repliği olan oyuncular (başta Özgü Namal), maalesef ödevlerine iyi çalışamamışlar. Bunun emek verilerek ve uzun süreler harcanarak yapılan bir film olduğunu unutup, canlı yayın bir talkshow programı olduğunu düşünmeye gayret edersem ancak bu başarısız aksan ve kötü ezbere ‘’eh, olur o kadar artık’’ diyebilirim. Ancak, konu üzerinde aylarca çalışılmış bir film olunca, insan bu rezalet aksan ve kötü dil yeteneğini göz ardı edemiyor maalesef. İtalyanca problemini bir tarafa bırakacak olursak, oyuncuların daha evvel sayısını dahi hatırlayamayacağım onlarca filmini, dizisini, tiyatrosunu ve TV programını izlemişken, bu filmde nedense hepsinde bir acemi tavır ve rolün oturmamış olduğu gerçekliğiyle karşı karşıya kaldım. Yeni nesil filmlerimizde, süprizli gelişme ve sonuç bölümlerine alıştırılmış olmamıza rağmen, nedense bu filmi izlerken beş-altı kare sonrasını şıppadanak tahmin edebilmem de aslında seyir sürecimi sıkıcı hale getirdi. Açıkcası film, iddialı ismi ve konusu itibariyle çok daha çarpıcı sahneleri hakkeden bir senaryo. Benim açımdan filmin sözel ve mesaj bazında en çarpıcı ve kayda değer bölümü, Demet Akbağ’ın, bir İtalyan-Türk melezi rolündeki Özgü Namal’a akvaryumun suyunu değiştirmesiyle, alışılmış hayatlara müdehale etmesinin benzerliğiyle ilgili sarfettiği anlamlı cümlelerdi. Gerisi hikaye. Artık kabahatli/ler kim bilemiyor, filmi arşive eklemek yerine sadece siliyorum.24 Kasım 2008 Pazartesi
O. ÇoCuKLaRı...
Filmi uzun zamandır download etmiş bekletiyorduk. Huyumuz kurusun işte, yerli filmlere ne yazık ki önyargılı yaklaşma ve yüksek beklenti eğilimi gösteriyoruz, çünkü zamanında ne hayallerle girdiğimiz sinema salonlarından sayısız hayal kırıklıklarıyla ayrıldık. Tabi; Güle Güle, Mustafa Hakkında Herşey, Anlat İstanbul, G.O.R.A, Vizontele gibi başarısı takdire şayan misaller hariç. Aslında seyirci olarak artık kadroya bakıp film hakkında ‘’iyidir’’ – ‘’kötüdür’’ yorumu yapabilir ve %70’in üzerinde isabet ettirebilir hale geldik. İşte, kadro konusunda benden olumlu oy alan, ve fakat önceliklerimiz nedeniyle bir süredir ‘’play’’ tuşuna dokunamadığımız bu filmi dün tükettik. Yorum konusunda pek de acımasız olmak istemiyorum ama, en çok beni rahatsız eden konulardan bir tanesi, zaten sınırlı sayıda İtalyanca repliği olan oyuncular (başta Özgü Namal), maalesef ödevlerine iyi çalışamamışlar. Bunun emek verilerek ve uzun süreler harcanarak yapılan bir film olduğunu unutup, canlı yayın bir talkshow programı olduğunu düşünmeye gayret edersem ancak bu başarısız aksan ve kötü ezbere ‘’eh, olur o kadar artık’’ diyebilirim. Ancak, konu üzerinde aylarca çalışılmış bir film olunca, insan bu rezalet aksan ve kötü dil yeteneğini göz ardı edemiyor maalesef. İtalyanca problemini bir tarafa bırakacak olursak, oyuncuların daha evvel sayısını dahi hatırlayamayacağım onlarca filmini, dizisini, tiyatrosunu ve TV programını izlemişken, bu filmde nedense hepsinde bir acemi tavır ve rolün oturmamış olduğu gerçekliğiyle karşı karşıya kaldım. Yeni nesil filmlerimizde, süprizli gelişme ve sonuç bölümlerine alıştırılmış olmamıza rağmen, nedense bu filmi izlerken beş-altı kare sonrasını şıppadanak tahmin edebilmem de aslında seyir sürecimi sıkıcı hale getirdi. Açıkcası film, iddialı ismi ve konusu itibariyle çok daha çarpıcı sahneleri hakkeden bir senaryo. Benim açımdan filmin sözel ve mesaj bazında en çarpıcı ve kayda değer bölümü, Demet Akbağ’ın, bir İtalyan-Türk melezi rolündeki Özgü Namal’a akvaryumun suyunu değiştirmesiyle, alışılmış hayatlara müdehale etmesinin benzerliğiyle ilgili sarfettiği anlamlı cümlelerdi. Gerisi hikaye. Artık kabahatli/ler kim bilemiyor, filmi arşive eklemek yerine sadece siliyorum.15 Kasım 2008 Cumartesi
BİR BELGESEL-BİR ÜLKE
Dün akşam (15 Kasım) uykumun bastırdığı dakikalardı, salondaki kanepede uzanmış, elimde kumanda ile uykuma eşlik edebilecek belgesel kıvamında bir program yakalamaya çalışıyordum. Kanalları sırayla zaplarken yine gündüz saatlerinde Dubai’yi izlediğim bir Gezi-Belgesel programına rastladım. Bu sefer Norveç’i geziyor ve öğreniyordu sunucu ve program ekibi. İlgimi çekti ve uykumu bir müddet açan muazzam bilgilerle dayanabildiğim kadar izledim Norveç’i. Görsel şölenlerle dolu bu Kuzey ülkesinin beni en çok hayrete düşüren özelliği, kış mevsiminin 2 ayını Güneş’i hiç görmeden, yaz mevsiminin 3 ayını ise geceyi hiç yaşamadan geçiren 4,5 milyon nüfusun Norveç’te yaşıyor olduğunu ve bu tabiat döngüsünü hayatlarında avantaja çevirebildiklerini öğrenmek oldu. İşte, sabah kalkar kalkmaz toplamaya başladığım bilgi ve görsellerle NORVEÇ…
NORVEÇ
Güneşin gece yarısı battığı, uzun yaz günlerinin muhteşem güzellikte yaşandığı, hoş ve gösterişten uzak sade şehirlerinde gezebileceğiniz, bozulmamış balıkçı köylerinde muhteşem anlar yaşayabileceğiniz, Viking gemilerini izleyip, zengin tarihi yerlerini özellikle Ortaçağa özgü tahta kiliseleri içinde barındıran Norveç’e gitmeye hazır mısınız?
Uçuş Süresi : 4 saat 20 dakika
Saat Farkı : 1 saat geri
Başkenti: Oslo
Resmi Dil: Bokmål ve nynorsk adlandırılan iki yazı dilinden oluşan Norveççe, İngilizce’de anadil kadar etkindir.Para Birimi: Norveç Kronu (NOK)
Vize: Gerekli
Norveç, tarihsel geçmişi ile de sizi başka diyarlara götürecek… Ülkeye yapılan sömürge hücumlarının tarihi 10 bin yıl öncesine dayanıyor yani ren geyiği sürülerini kovalayan eski avcılar zamanına! M.S 8.yüzyılda Avrupa ve İngiltere kıyılarına akınlar yapan, denizcilikte rakip tanımayan acımasız ve cesur Vikingler’in yaşadığı Norveç, 1814 yılında İsveç ile birleşmiş… 1906 yılında ise bağımsız bir krallık haline gelen Norveç, 16 Aralık 1911’de bayrağını ilk defa güney kutbunda dalgalandırmış…
Lokasyon ve nefes kesen doğa harikalarıyla Avrupa’nın sınır bölgesini muhafaza eden bir karaktere sahip olan Norveç, çok yerde söylendiği gibi donmuş kutup bozkırlarıyla kaplı değil! Batı fyord’larına (iki dağ arasındaki vadinin deniz suyu ile dolmuş hali) ek olarak güney bölgesinin iklimi tarım arazisini andırırken tılsımlı ormanlara ve güneşli sahillere sahiptir.
Herkes hamile ama nüfus artmıyor!
Norveç’te hükümet tarafından nüfusu gençleştirme politikası uygulanıyor. Çevrenize bakınca pek çok hamile bayanla karşılaşsanız bile bu ülkede nüfus artmıyor! Ayrıca ülkede hamile olan bayanların yanında eşlerine de çeşitli haklar tanınıyor. Çocuk sahibi olmayı bekleyen ailelerde anne ve baba adayları devlet tarafından izinli sayılarak, bir yıl boyunca çifte ücretli tatil yapma hakkı sağlıyor ama bu imkanların tam aksine uygulanan gençleşme politikası ile 4.5 milyonluk nüfus bir türlü artmıyor.
Norveç’te eşsiz güzellikteki dağlar, fiyortlar ve doğa, göreni kendine hayran bırakıyor. İç denizlerde denize girmek soğuk nedeniyle neredeyse imkansız diyebilirim. Buna çözüm olarak, bazı sığ koylarına yirmi beş dereceye kadar ısıtma uygulanıyor. Yani belki Norveç’te yüzebilirsiniz!
Üç bin kilometre boyunca uzanan sahillerinde balina, fok, kutup ayısına rastlamak hiçte zor değil. Ülkedeki Genelde yoğun yağışlı geçen günler doğadaki bitki örtüsüne muhteşem bir zenginlik katmış. Fotoğraf makinenizi almayı unutmayın!
Norveç’i bisikletle gezin…
Bu ülkede mutlaka bisikletle tura çıkın. Serin, yemyeşil ormanlar boyunca gürültüsüz yollarda, yüksek dağların tepelerinde veya sakin fiyortların çevresinde bisiklet sürmek insana en derinlerinde bir huzur sağlıyor. Mesafeyi ve hızı kendinizin belirlediği, bitmesini istemeyeceğiniz sükunet dolu bir tur yaşayacağınıza emin olabilirsiniz.
İpucu: Ülkede vergi oranları yüzde 18… Bir mağazadan 300 Norveç Kronu üstündeki alışverişleriniz için form doldurup, ülkeden çıkarken gümrük görevlisine beyan ederek vergi iadesi alma hakkına sahip olabilirsiniz…
www.hangisinegitsek.com

NORVEÇ’İ BİR DE ZİYARETÇİSİNİN KALEMİNDEN ÖĞRENELİM…
İsveç ve Danimarka ile birlikte İskandinavya’yı oluşturan Norveçliler (Finlandiya’yı İskandinav’dan saymıyorlar) hayli varlıklı. Dört buçuk milyon nüfusa yetip de artacak üretimleri, kaynakları var.
İsveç ve Danimarka ile balık avlama sınırları belirlenirken, kendilerine düşen deniz parçasının altından petrol piyangosu çıkınca Norveç’in kaderi değişivermiş. Buna, doğal gaz (Rusya’dan sonra dünyada ikinciler), balıkçılık, alüminyum, elektrik, mermer de eklenince, ikinci dünya savaşı sonrasının bu yoksul ülkesi, varlıklı ülkeler sınıfına girivermiş.
Danimarka ve İsveç yönetimi altında yüz yıllarca yaşayan Norveç halkı, 17 Mayıs 1905’de Christian Michelsen’in (onların Atatürk’ü gibi) sayesinde kansız bir devrimle İsveç’ten ayrılmış.
Japon, İtalyan, Alman, İngiliz turistler çoğunluğu oluşturuyor. Neredeyse herkes bira içiyor. İç mekanlarda, buna gün boyunca futbol maçları izlenen futbol pubları da dahil, sigara içmek yasak. “Sigara Öldürebilir” yazılı paketlere rağmen sigara tüketimi had safhada.
Hükümet, nüfusu gençleştirmek için çocuk başına yüklü bir para ödüyor. Hem anne hem de baba, doğumdan önce ve sonrayı kapsayan bir yıl boyunca bebeğe bakabilmek için izin alabiliyorlar. Maaşları eksiksiz ödeniyor kendilerine. Dolayısıyla çevre hamile kadın doluydu.
Eğer bizde böyle bir destek verilmeye kalkışılsaydı, kısa sürede nüfus ibresi yüz milyonu vurabilirdi. Buna rağmen 4.5 milyonluk nüfus bir türlü artmıyor.
Amerika’yı gerçekten de Columbus mu keşfetmiştir? İşte Norveçliler’in buna itirazı var. Çünkü kendi atalarından olan Leif Eriksson, Columbus’dan tam 491 yıl önce, yani İ.S. 1001’de Amerika’ya ulaşmış. O da, başka bir yer ararken yolunu kaybedip varmış, ama bu tarihi gerçek de artık kanıtlanmış.
Norveçli bir baba ve İzlandalı bir anadan olma bu eski Viking, şu sıralar iki ülke arasında zor paylaşılıyormuş. Yine o yıllarda, İ.S. 800-1100 yılları arasında, benim gölde giderken batırabileceğim teknelerle Vikingler tüm dünyanın korkulu rüyası olmuş. Norveç kökenli bu iri kıyım korsanlar için bu günkü İstanbul, ulaşılması kutsal olan bir şehirmiş.
Suları buz gibi. Yoksa bu güzel dağlar, fiyortlar ve doğa, bütün turistlerimizi çekiverirdi ülkesine. Koskoca Transatlantikler fındık kabuğu gibi kalıyor Norveç’in iç denizlerinde. Üç bin kilometre sahilleri var.
Bazı sığ koylarını, denize de girilebilsin diye, yirmi beş dereceye kadar ısıtabiliyorlar. Bizim üç yüz güneşli günümüze karşın onların da bu rakama yakın yağmurlu günleri var. Bu yağış, mükemmel bir doğa zenginliği kazandırmış. Balina, fok, kutup ayısı gibi herkesin ilgisini çekecek canlılara ulaşmak hiç de zor değil.
Döviz fazlaları çok, ama sıcak denizleri yok. O nedenle, üç buçuk saatlik bir uçuşla sıkça Antalya’ya geliyorlar.
İki sandviç, iki kolanın 30 Euro’ya satıldığı Norveç için bir cennet olmalıyız. Üç buçuk saatte, 36 derecelik bir güneşe ve 29 derecelik bir denize ulaşabiliyorlar. Giderek artan miktarlarla konut satın alıyorlar.
İşsizlik yüzde dört oranında. Hükümet, işsiz kalanlara iki yıl boyunca son aldığı maaşı tam olarak ödüyor. Devlet daha da güçlenince kimse çalışmayacak gibime geliyor. İnternetten, aylık ihtiyaçlarını, yapmak istedikleri hobilerini, görmek istedikleri ülkeleri bildirecekler. Devlet de vatandaşlarının hesaplarına talep edilen miktarı havale edecek. Gülmeyin, ben böyle fantastik bir son bekliyorum Norveç’te.
Trafik kazaları, ağır cezalardan dolayı yok denecek kadar az. Dünyada kişi başına en fazla kitap satın alınan ülke Norveç. İç borç, dış borç falan sözlüklerinde yok. Büyük bir döviz fazlası var. Yurt dışında yatırımlara yönleniyorlar.
Pek öyle öpüşken değiller. Belçika ve Hollandalılar’daki yanaktan üç kez öpme, bizdeki gibi iki yanağı vantuzlama onlarda yok. Gerekmedikçe sadece el sıkıyorlar. Samimi olduklarının yanağına hafif ve tek bir buse konduruyorlar.
www.turizmgazetesi.com
NORVEÇGüneşin gece yarısı battığı, uzun yaz günlerinin muhteşem güzellikte yaşandığı, hoş ve gösterişten uzak sade şehirlerinde gezebileceğiniz, bozulmamış balıkçı köylerinde muhteşem anlar yaşayabileceğiniz, Viking gemilerini izleyip, zengin tarihi yerlerini özellikle Ortaçağa özgü tahta kiliseleri içinde barındıran Norveç’e gitmeye hazır mısınız?
Uçuş Süresi : 4 saat 20 dakika
Saat Farkı : 1 saat geri
Başkenti: Oslo
Resmi Dil: Bokmål ve nynorsk adlandırılan iki yazı dilinden oluşan Norveççe, İngilizce’de anadil kadar etkindir.Para Birimi: Norveç Kronu (NOK)
Vize: Gerekli
Norveç, tarihsel geçmişi ile de sizi başka diyarlara götürecek… Ülkeye yapılan sömürge hücumlarının tarihi 10 bin yıl öncesine dayanıyor yani ren geyiği sürülerini kovalayan eski avcılar zamanına! M.S 8.yüzyılda Avrupa ve İngiltere kıyılarına akınlar yapan, denizcilikte rakip tanımayan acımasız ve cesur Vikingler’in yaşadığı Norveç, 1814 yılında İsveç ile birleşmiş… 1906 yılında ise bağımsız bir krallık haline gelen Norveç, 16 Aralık 1911’de bayrağını ilk defa güney kutbunda dalgalandırmış…
Lokasyon ve nefes kesen doğa harikalarıyla Avrupa’nın sınır bölgesini muhafaza eden bir karaktere sahip olan Norveç, çok yerde söylendiği gibi donmuş kutup bozkırlarıyla kaplı değil! Batı fyord’larına (iki dağ arasındaki vadinin deniz suyu ile dolmuş hali) ek olarak güney bölgesinin iklimi tarım arazisini andırırken tılsımlı ormanlara ve güneşli sahillere sahiptir.Gece yarısı güneşi birtek Norveç’te izlenir!
Norveç’e gitmek için mayıs ile eylül ayları arasında bir zaman seçmeniz sizin için en iyisi olacaktır. Bahar sonu Norveç’te bambaşka bir tatil geçirebilirsiniz. Gün ışığının en uzun olduğu bu dönemde, ılıman bir havada, çiçek açan meyve ağaçlarının arasında gezmeye doyamayacaksınız! Ayrıca size ufak bir tüyo verelim; bu dönemde sakin ve eğlenceli bir gezi sizi bekliyor olacak!
Norveç’te yaşayabileceğiniz en eşsiz deneyimlerden biri Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyinden görünen mük
emmel gece yarısı güneşidir. 31 Mayıs-23 Ağustos arasında 3 ay Güneş hiç batmıyor, sadece ufka yaklaşıp tekrar yükseliyor. 19 Kasım-23 Ocak arasında ise 2 ay tamamen karanlık. Güneş ufuk çizgisinin üzerine hiç çıkmıyor, fakat bu sefer de muazzam Kuzey Işıkları (Dünya’nın Aurası) sizi büyülüyor.
Norveç’e gitmek için mayıs ile eylül ayları arasında bir zaman seçmeniz sizin için en iyisi olacaktır. Bahar sonu Norveç’te bambaşka bir tatil geçirebilirsiniz. Gün ışığının en uzun olduğu bu dönemde, ılıman bir havada, çiçek açan meyve ağaçlarının arasında gezmeye doyamayacaksınız! Ayrıca size ufak bir tüyo verelim; bu dönemde sakin ve eğlenceli bir gezi sizi bekliyor olacak!
Norveç’te yaşayabileceğiniz en eşsiz deneyimlerden biri Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyinden görünen mük
emmel gece yarısı güneşidir. 31 Mayıs-23 Ağustos arasında 3 ay Güneş hiç batmıyor, sadece ufka yaklaşıp tekrar yükseliyor. 19 Kasım-23 Ocak arasında ise 2 ay tamamen karanlık. Güneş ufuk çizgisinin üzerine hiç çıkmıyor, fakat bu sefer de muazzam Kuzey Işıkları (Dünya’nın Aurası) sizi büyülüyor.Eğer kış kayakçılığı ya da kutup gecelerindeki Aurora Borealis’i (kuzey ışıkları, bir çeşit ışık kayması) arıyorsanız, Norveç’in soğuk, karanlık kışları ziyaret için doğru zaman değil. Kış aylarında büyük şehirlerin dışındaki birçok otel ve kamp alanı kapalı oluyor.
Ortalama sıcaklıkların dondurucu olduğu zaman kasımla mart ayları arasında… Norveç’in bulunduğu anakara tipik olarak yağmurlu iklimi, bulunduğu enlem için şaşırtıcı şekilde yumuşaktır. Bunun için Gulf Stream akıntısına teşekkür etmesi gerekli…
Ortalama sıcaklıkların dondurucu olduğu zaman kasımla mart ayları arasında… Norveç’in bulunduğu anakara tipik olarak yağmurlu iklimi, bulunduğu enlem için şaşırtıcı şekilde yumuşaktır. Bunun için Gulf Stream akıntısına teşekkür etmesi gerekli…
Ülkenin en önemli tatil günü, 17 Mayıs’ta kutlanan Constitution Day’dir. Bugün Norveçliler geleneksel kıyafetleriyle sokaklara çıkararak yılın en eğlenceli gününü geçirirler… Bir diğer popüler tatil ise; 23 Temmuz’da kutlanan Midsummer's Eve... Bugün de sahilde şenlik ateşi yakılır, kutlamalar yapılır. Sami insanları, Karasjok ve Kautokeino’daki Paskalya Yortusu’nda rengârenk süslemeleri tutarlar. Bu tip festivallerde Ren geyiği yarışları (geleneksel ismiyle Joik) yapılır, konserler verilir.
Norveç’in nüfusunu Japon, İtalyan, Alman, İngiliz turistler çoğunluğu oluşturuyor. Neredeyse herkes bira içiyor. İç mekanlarda, futbol pubları’nda dahi sigara içmek yasak. Ama yinede sigara tüketimi had safhada. Sigara tiryakisiyseniz eğer bu ülkede biraz dikkat!
Norveç’in nüfusunu Japon, İtalyan, Alman, İngiliz turistler çoğunluğu oluşturuyor. Neredeyse herkes bira içiyor. İç mekanlarda, futbol pubları’nda dahi sigara içmek yasak. Ama yinede sigara tüketimi had safhada. Sigara tiryakisiyseniz eğer bu ülkede biraz dikkat!
Herkes hamile ama nüfus artmıyor!Norveç’te hükümet tarafından nüfusu gençleştirme politikası uygulanıyor. Çevrenize bakınca pek çok hamile bayanla karşılaşsanız bile bu ülkede nüfus artmıyor! Ayrıca ülkede hamile olan bayanların yanında eşlerine de çeşitli haklar tanınıyor. Çocuk sahibi olmayı bekleyen ailelerde anne ve baba adayları devlet tarafından izinli sayılarak, bir yıl boyunca çifte ücretli tatil yapma hakkı sağlıyor ama bu imkanların tam aksine uygulanan gençleşme politikası ile 4.5 milyonluk nüfus bir türlü artmıyor.
Norveç’te eşsiz güzellikteki dağlar, fiyortlar ve doğa, göreni kendine hayran bırakıyor. İç denizlerde denize girmek soğuk nedeniyle neredeyse imkansız diyebilirim. Buna çözüm olarak, bazı sığ koylarına yirmi beş dereceye kadar ısıtma uygulanıyor. Yani belki Norveç’te yüzebilirsiniz!
Üç bin kilometre boyunca uzanan sahillerinde balina, fok, kutup ayısına rastlamak hiçte zor değil. Ülkedeki Genelde yoğun yağışlı geçen günler doğadaki bitki örtüsüne muhteşem bir zenginlik katmış. Fotoğraf makinenizi almayı unutmayın!

Alışveriş yaparken iki kere düşünün!
Norveç’in oldukça pahalı bir ülke olduğu en pahalı ülkeler listesinde her zaman üst sıralarda yer aldığı herkesçe bilinir. Yerli halk ise ekonomik sıkıntı yaşamadığı için rahat. Durum böyle olunca da, ülke vatandaşları stressiz, rahat ve sakin bir ruh hali içerisinde. Bireyselliklerine düşkün olan bu insanlar aynı zamanda da çok dürüstler, bu ülkede sahtekarlık dolandırıcılık pek sık görülen bir durum değil.
Ünlü ressam Edvard Munch’ün eserlerini kaçırmayın
Norveç’e gittiğinizde kesinlikle 1963 yılında açılan ünlü Munch Müzesi’ni gezin ve mola vermek istediğinizde ise Café Edvard Munch‘te sıcacık kahvenizin yanında 1dilim pasta yemeyi ihmal etmeyin.
Viking Gemileri ilginizi çeker mi?
Vikingler, açık tekneleriyle Kuzey Amerika´ya kadar uzanan, cesaret isteyen deniz seferleriyle tanınıyor. Norveç’e gidipte Viking Gemileri Müzesi’ni gezmeden dönerseniz üzülürsünüz. Çünkü burada 2 mükemmel gemiyle karşılaşacak ve özellikle 1904 yılında bulunan Oseberg Gemisi’ni görünce büyüleneceksiniz.
Norveç’in oldukça pahalı bir ülke olduğu en pahalı ülkeler listesinde her zaman üst sıralarda yer aldığı herkesçe bilinir. Yerli halk ise ekonomik sıkıntı yaşamadığı için rahat. Durum böyle olunca da, ülke vatandaşları stressiz, rahat ve sakin bir ruh hali içerisinde. Bireyselliklerine düşkün olan bu insanlar aynı zamanda da çok dürüstler, bu ülkede sahtekarlık dolandırıcılık pek sık görülen bir durum değil.
Ünlü ressam Edvard Munch’ün eserlerini kaçırmayın
Norveç’e gittiğinizde kesinlikle 1963 yılında açılan ünlü Munch Müzesi’ni gezin ve mola vermek istediğinizde ise Café Edvard Munch‘te sıcacık kahvenizin yanında 1dilim pasta yemeyi ihmal etmeyin.
Viking Gemileri ilginizi çeker mi?
Vikingler, açık tekneleriyle Kuzey Amerika´ya kadar uzanan, cesaret isteyen deniz seferleriyle tanınıyor. Norveç’e gidipte Viking Gemileri Müzesi’ni gezmeden dönerseniz üzülürsünüz. Çünkü burada 2 mükemmel gemiyle karşılaşacak ve özellikle 1904 yılında bulunan Oseberg Gemisi’ni görünce büyüleneceksiniz.
Norveç’te ne yenir? Ne içilir?
Elbette Norveç gibi balıkçılıkla geçinen bir ülkede yemek denilince aklımıza öncelikle balık geliyor. Somon fümeyi büyük bir keyifle tüketen Norveç halkı için bu bir klasik diyebiliriz. Norveç’in geleneksel yemeklerinden biri olan Norveç Türlüsü’nü denerken, Türk mutfağından birşeyler yiyormuş gibi hissedeceksiniz… Norveç’in geleneksel başka bir yemeği ise; geyik kebabı, üzerine kızarmış yumurta konularak servis ediliyor. Yine geleneksel yemeklerinden lahanalı et haşlaması görüntüsüyle belki ilk başta dikkatinizi çekmeyecek ama tadı bir harika. Bu yemeği aile geleneksel aile toplantıları için hazırlanan yemeklerde mönülerinden eksik etmiyorlar. Norveçlilerin 1,2,3 adını verdikleri Çiftçi Omleti ise Türk damak tadına uygun bir tercih olacak. Restoranlarında elbette pizzaya ve makarnaya da rastlayabilirsiniz ama her yerde karşınıza çıkan yiyeceklerin yerine geyik ve ördek etini de tatmadan dönmeyin!
Elbette Norveç gibi balıkçılıkla geçinen bir ülkede yemek denilince aklımıza öncelikle balık geliyor. Somon fümeyi büyük bir keyifle tüketen Norveç halkı için bu bir klasik diyebiliriz. Norveç’in geleneksel yemeklerinden biri olan Norveç Türlüsü’nü denerken, Türk mutfağından birşeyler yiyormuş gibi hissedeceksiniz… Norveç’in geleneksel başka bir yemeği ise; geyik kebabı, üzerine kızarmış yumurta konularak servis ediliyor. Yine geleneksel yemeklerinden lahanalı et haşlaması görüntüsüyle belki ilk başta dikkatinizi çekmeyecek ama tadı bir harika. Bu yemeği aile geleneksel aile toplantıları için hazırlanan yemeklerde mönülerinden eksik etmiyorlar. Norveçlilerin 1,2,3 adını verdikleri Çiftçi Omleti ise Türk damak tadına uygun bir tercih olacak. Restoranlarında elbette pizzaya ve makarnaya da rastlayabilirsiniz ama her yerde karşınıza çıkan yiyeceklerin yerine geyik ve ördek etini de tatmadan dönmeyin!
Norveç’i bisikletle gezin…Bu ülkede mutlaka bisikletle tura çıkın. Serin, yemyeşil ormanlar boyunca gürültüsüz yollarda, yüksek dağların tepelerinde veya sakin fiyortların çevresinde bisiklet sürmek insana en derinlerinde bir huzur sağlıyor. Mesafeyi ve hızı kendinizin belirlediği, bitmesini istemeyeceğiniz sükunet dolu bir tur yaşayacağınıza emin olabilirsiniz.
İpucu: Ülkede vergi oranları yüzde 18… Bir mağazadan 300 Norveç Kronu üstündeki alışverişleriniz için form doldurup, ülkeden çıkarken gümrük görevlisine beyan ederek vergi iadesi alma hakkına sahip olabilirsiniz…
www.hangisinegitsek.com

NORVEÇ’İ BİR DE ZİYARETÇİSİNİN KALEMİNDEN ÖĞRENELİM…
İsveç ve Danimarka ile birlikte İskandinavya’yı oluşturan Norveçliler (Finlandiya’yı İskandinav’dan saymıyorlar) hayli varlıklı. Dört buçuk milyon nüfusa yetip de artacak üretimleri, kaynakları var.
İsveç ve Danimarka ile balık avlama sınırları belirlenirken, kendilerine düşen deniz parçasının altından petrol piyangosu çıkınca Norveç’in kaderi değişivermiş. Buna, doğal gaz (Rusya’dan sonra dünyada ikinciler), balıkçılık, alüminyum, elektrik, mermer de eklenince, ikinci dünya savaşı sonrasının bu yoksul ülkesi, varlıklı ülkeler sınıfına girivermiş.
Danimarka ve İsveç yönetimi altında yüz yıllarca yaşayan Norveç halkı, 17 Mayıs 1905’de Christian Michelsen’in (onların Atatürk’ü gibi) sayesinde kansız bir devrimle İsveç’ten ayrılmış.
Japon, İtalyan, Alman, İngiliz turistler çoğunluğu oluşturuyor. Neredeyse herkes bira içiyor. İç mekanlarda, buna gün boyunca futbol maçları izlenen futbol pubları da dahil, sigara içmek yasak. “Sigara Öldürebilir” yazılı paketlere rağmen sigara tüketimi had safhada.
Hükümet, nüfusu gençleştirmek için çocuk başına yüklü bir para ödüyor. Hem anne hem de baba, doğumdan önce ve sonrayı kapsayan bir yıl boyunca bebeğe bakabilmek için izin alabiliyorlar. Maaşları eksiksiz ödeniyor kendilerine. Dolayısıyla çevre hamile kadın doluydu.
Eğer bizde böyle bir destek verilmeye kalkışılsaydı, kısa sürede nüfus ibresi yüz milyonu vurabilirdi. Buna rağmen 4.5 milyonluk nüfus bir türlü artmıyor.Amerika’yı gerçekten de Columbus mu keşfetmiştir? İşte Norveçliler’in buna itirazı var. Çünkü kendi atalarından olan Leif Eriksson, Columbus’dan tam 491 yıl önce, yani İ.S. 1001’de Amerika’ya ulaşmış. O da, başka bir yer ararken yolunu kaybedip varmış, ama bu tarihi gerçek de artık kanıtlanmış.
Norveçli bir baba ve İzlandalı bir anadan olma bu eski Viking, şu sıralar iki ülke arasında zor paylaşılıyormuş. Yine o yıllarda, İ.S. 800-1100 yılları arasında, benim gölde giderken batırabileceğim teknelerle Vikingler tüm dünyanın korkulu rüyası olmuş. Norveç kökenli bu iri kıyım korsanlar için bu günkü İstanbul, ulaşılması kutsal olan bir şehirmiş.
Suları buz gibi. Yoksa bu güzel dağlar, fiyortlar ve doğa, bütün turistlerimizi çekiverirdi ülkesine. Koskoca Transatlantikler fındık kabuğu gibi kalıyor Norveç’in iç denizlerinde. Üç bin kilometre sahilleri var.
Bazı sığ koylarını, denize de girilebilsin diye, yirmi beş dereceye kadar ısıtabiliyorlar. Bizim üç yüz güneşli günümüze karşın onların da bu rakama yakın yağmurlu günleri var. Bu yağış, mükemmel bir doğa zenginliği kazandırmış. Balina, fok, kutup ayısı gibi herkesin ilgisini çekecek canlılara ulaşmak hiç de zor değil.
Döviz fazlaları çok, ama sıcak denizleri yok. O nedenle, üç buçuk saatlik bir uçuşla sıkça Antalya’ya geliyorlar.
İki sandviç, iki kolanın 30 Euro’ya satıldığı Norveç için bir cennet olmalıyız. Üç buçuk saatte, 36 derecelik bir güneşe ve 29 derecelik bir denize ulaşabiliyorlar. Giderek artan miktarlarla konut satın alıyorlar.
İşsizlik yüzde dört oranında. Hükümet, işsiz kalanlara iki yıl boyunca son aldığı maaşı tam olarak ödüyor. Devlet daha da güçlenince kimse çalışmayacak gibime geliyor. İnternetten, aylık ihtiyaçlarını, yapmak istedikleri hobilerini, görmek istedikleri ülkeleri bildirecekler. Devlet de vatandaşlarının hesaplarına talep edilen miktarı havale edecek. Gülmeyin, ben böyle fantastik bir son bekliyorum Norveç’te.
Trafik kazaları, ağır cezalardan dolayı yok denecek kadar az. Dünyada kişi başına en fazla kitap satın alınan ülke Norveç. İç borç, dış borç falan sözlüklerinde yok. Büyük bir döviz fazlası var. Yurt dışında yatırımlara yönleniyorlar.
Pek öyle öpüşken değiller. Belçika ve Hollandalılar’daki yanaktan üç kez öpme, bizdeki gibi iki yanağı vantuzlama onlarda yok. Gerekmedikçe sadece el sıkıyorlar. Samimi olduklarının yanağına hafif ve tek bir buse konduruyorlar.
www.turizmgazetesi.com
9 Kasım 2008 Pazar
‘’VAR MISIN YOK MUSUN?’’ TERİMLER SÖZLÜĞÜ !
- Bugün içime doğmuştu yarışacağım, hatta arkadaşlara da söyledim. (bravo valla!)- Kutun hakkında ne düşünüyorsun? (Allah kutumu bildiği gibi yapsın)
- Kırmızı giymişsin, senden korkuyorum. (ay yedik sanki seni, bi kere kırmızı beni açıyo, hıh!)
- Kutumdan korkuyorum. (ayıya mı benziyo ki?)
- Aaaaaaa ! (dı dı dı dıııııımmmmm, 500.000)
- Anneme ev almak istiyorum. (sonra seni spor arabayla gezerken görmiim)
- Hamdi Bey’e çok teşekkür ediyorum. (pis cimri!)
- Yokum ! (bu tabloya ettiği teklife bak, hıh!)
- Teklife 2 kutumuz kaldı. (zaten en kötü 3 kutu kalıyo J )
- Tablomuz güzel. (sarışın, mavi gözlü, 1.70 boyunda :S)
- Annenin fikrini alalım. (babam onun fikrini alacağı kadar almış, bak ne haldeyiz)
- Dışarıdan gelen yakar ! (stüdyoya girerken alev topu tutuşturuyolar ellerine sanki mübarek)
- Yeni gelen yakar ! (hıyar o yeni gelen. Biz aylardır buradayız, o ne anlar? )
- Hamdi Bey’in 59 Bin YTL’lik teklifine var mısın, yok musun? (bu Hamdi harbi uçmuş ha)
- 59 Bin çok iyi bi para, ama…. (ama mı? Ama mı? ayıp be ! )
- Hamdi Bey’e çok teşekkürler. Yokum ! (ah Hamdi ah, yüzsüz bunlar Hamdi, yüzsüz)
- Tablomuz çok riskli. (ne geliyosa o tablodan geliyo zaten)
- Selim nasılsın? (Selim mavi aç, yoksa ebeni….)
- Hakkında hayırlısı olsun, inşallah çok iyi bi parayla ayrılırsın. (yalan!, döt ol, döt ol, döt ol!)
- Dı dı dı dıııımmmmmmm ! (al sana 500.000)
- Aaaaaaa ! (seyirci de her defasında şaşırıyo. İlk defa oluyo sanki)
- Hamdi Bey’e çok teşekkür ediyorum. (pis cimri!)
- Yokum ! (bu tabloya ettiği teklife bak, hıh!)
- Teklife 2 kutumuz kaldı. (zaten en kötü 3 kutu kalıyo J )
- Tablomuz güzel. (sarışın, mavi gözlü, 1.70 boyunda :S)
- Annenin fikrini alalım. (babam onun fikrini alacağı kadar almış, bak ne haldeyiz)
- Dışarıdan gelen yakar ! (stüdyoya girerken alev topu tutuşturuyolar ellerine sanki mübarek)
- Yeni gelen yakar ! (hıyar o yeni gelen. Biz aylardır buradayız, o ne anlar? )
- Hamdi Bey’in 59 Bin YTL’lik teklifine var mısın, yok musun? (bu Hamdi harbi uçmuş ha)
- 59 Bin çok iyi bi para, ama…. (ama mı? Ama mı? ayıp be ! )
- Hamdi Bey’e çok teşekkürler. Yokum ! (ah Hamdi ah, yüzsüz bunlar Hamdi, yüzsüz)
- Tablomuz çok riskli. (ne geliyosa o tablodan geliyo zaten)
- Selim nasılsın? (Selim mavi aç, yoksa ebeni….)
- Hakkında hayırlısı olsun, inşallah çok iyi bi parayla ayrılırsın. (yalan!, döt ol, döt ol, döt ol!)
- Dı dı dı dıııımmmmmmm ! (al sana 500.000)

- Aaaaaaa ! (seyirci de her defasında şaşırıyo. İlk defa oluyo sanki)
- Son 7 ye 500.000 i sokmamız lazım. (sığar mı ki acaba? :s )
- Babamız ne diyor? (ay ben de çok merak ediyorum, ne diyo?)
- Valla kızım buraya kadar çok güzel geldin. Şansına güven. Ama bu para riske atılacak gibi değil ha. Yine de sen bilirsin. (Hö? Baba ne demek istedi şimdi? Kız alsın mı naapsın bu parayı?)
- Ayşe bence kabul et, eli boş dönenleri de gördük. (Ayşe belanı arıyosun he, biz yıllardır bu işi yapıyoruz, acık laf dinle)
- Seyircilere soralım. Alsın diyenler alkışlasın. (stüdyodan çıt yok. Acı ve ızdırap görmeye geldiler, heyecan mı kalır alırsa, aaaaaa)
- Devam etsin diyenler alkışlasın. (yıkılıyo millet)
- Ben bu parayı ömrümde bi daha göremem. (ver evrene umutsuz mesajı, hakkatten nah görürsün bu kafayla. Acık pozitif ol be!)
- Halanın kocasının ağabeyine soralım, naapsın? (o ne karışıyo be? )
- Acun Bey, bence alsın. (bana borcu var şerefsizin, alsın da borcunu ödesin.)
- Sorabilirsiniz Acun Bey. (hıhhh! 500.000’i alıyım, topunuzu tanımam)
- Yokum ! (Allah’da seni bildiği gibi yapsın)
- Mavi hisseden yok mu? (valla ben altımda bi ıslaklık hissediyorum ama, bilmem yardımcı olur mu? MuhahahaaaaaaaaaaJ )
- Babamız ne diyor? (ay ben de çok merak ediyorum, ne diyo?)
- Valla kızım buraya kadar çok güzel geldin. Şansına güven. Ama bu para riske atılacak gibi değil ha. Yine de sen bilirsin. (Hö? Baba ne demek istedi şimdi? Kız alsın mı naapsın bu parayı?)
- Ayşe bence kabul et, eli boş dönenleri de gördük. (Ayşe belanı arıyosun he, biz yıllardır bu işi yapıyoruz, acık laf dinle)
- Seyircilere soralım. Alsın diyenler alkışlasın. (stüdyodan çıt yok. Acı ve ızdırap görmeye geldiler, heyecan mı kalır alırsa, aaaaaa)
- Devam etsin diyenler alkışlasın. (yıkılıyo millet)
- Ben bu parayı ömrümde bi daha göremem. (ver evrene umutsuz mesajı, hakkatten nah görürsün bu kafayla. Acık pozitif ol be!)
- Halanın kocasının ağabeyine soralım, naapsın? (o ne karışıyo be? )
- Acun Bey, bence alsın. (bana borcu var şerefsizin, alsın da borcunu ödesin.)
- Sorabilirsiniz Acun Bey. (hıhhh! 500.000’i alıyım, topunuzu tanımam)
- Yokum ! (Allah’da seni bildiği gibi yapsın)
- Mavi hisseden yok mu? (valla ben altımda bi ıslaklık hissediyorum ama, bilmem yardımcı olur mu? MuhahahaaaaaaaaaaJ )
- Bu aşamada yorum yapmak istemiyorum Ayşe. (ne dediysek dinlemedin Ayşe. Dötün sıkışınca mı soruyosun, pürtük !)
- 10 dan geriye doğru sayabilir miyiz Acun Bey? (ben inanıyorum, o kadarını yapabilirsiniz yani)
- Dı dı dı dııımmmmmmm ! 250.000 (tüm yarışmacıların sol avuçlar ağızaaaaaa)
- Acun Bey, ben kutumda kırmızı olduğuna inanıyorum. (ben de Atatürk’ün hala yaşadığına…)
- Doğum tarihimi sona saklamak istiyorum. (doğduğun güne bir kez daha lanet edebilirsin artık)
- Yengemi bi kere öpebilir miyim? o bana şans getiriyo. (düştüm eline yenge, öp lan beni)
- Şimdi 12 numara demek istiyorum. (yengen kulağına mı söyledi kız? Huooppp ! şike var)
- Dı dı dı dııııııımmmmm ! 150.000 (al sana 12. Tam 12 den yedin bu defa)
- Ayşe biz sana demiştik o teklifi al diye. Bak Hüsamettin de dinlemediydi. (şimdi sürünüyo sokaklarda. Sürünsün köpek ! ne demekmiş efendim bizi dinlememek? )
- Hamdi Bey’in yeni teklifi 10.000 YTL (Hamdi, hadi gene yırttın Hamdi)
- Sorabilirsiniz Acun Bey. (hep senin yüzünden Acun)
- Hamdi Bey’in 10.000 YTL’lik teklifine var mısın, yok musun? (almasana be, reyting düşüyo, almaaaa)
- Dı dı dı dııımmmmmmm ! 250.000 (tüm yarışmacıların sol avuçlar ağızaaaaaa)
- Acun Bey, ben kutumda kırmızı olduğuna inanıyorum. (ben de Atatürk’ün hala yaşadığına…)
- Doğum tarihimi sona saklamak istiyorum. (doğduğun güne bir kez daha lanet edebilirsin artık)
- Yengemi bi kere öpebilir miyim? o bana şans getiriyo. (düştüm eline yenge, öp lan beni)
- Şimdi 12 numara demek istiyorum. (yengen kulağına mı söyledi kız? Huooppp ! şike var)
- Dı dı dı dııııııımmmmm ! 150.000 (al sana 12. Tam 12 den yedin bu defa)
- Ayşe biz sana demiştik o teklifi al diye. Bak Hüsamettin de dinlemediydi. (şimdi sürünüyo sokaklarda. Sürünsün köpek ! ne demekmiş efendim bizi dinlememek? )
- Hamdi Bey’in yeni teklifi 10.000 YTL (Hamdi, hadi gene yırttın Hamdi)- Sorabilirsiniz Acun Bey. (hep senin yüzünden Acun)
- Hamdi Bey’in 10.000 YTL’lik teklifine var mısın, yok musun? (almasana be, reyting düşüyo, almaaaa)
- Hamdi Bey’in daha cömert olmasını beklerdim. Varım Acun Bey. (Hamdi daha ne yapsın be. Ağzıyla kuş tuttu, yokum dedin.)
- Kutumuzu 10.000 YTL’ye Hamdi Bey’e sattık. (o Hamdi hakketten her akşam o tahta parçası kutuya paray veriyo ya, ben bişey demicem artık)
- Eğer devam etseydin hangi kutuları açtıracaktın? (sor tabi geniş geniş. 10.000’le yırttınız)
- 23 numara Beren diycektim (yalan ! yarışmanın başından beri korkuyodun Beren’den. Sırf büyük rakam çıksın da rahatla diye O’nu söylüyosun. Üçkağıtçı !)
- Aaaaaaaaaa ! 1 YTL
- Hadi kırmızıyı bulalım inşallah. (hoooppp, dönsün enerjiler, yağsın lanet, kırmızı aç kızım)
- Aaaaaaaaaaaaa ! 2 YTL
- Üüüühühühüüğğğüühüüğğğ (ağlama, kısmetin o kadarmış. Bak şansın döndü ne güzel mavileri açtırıyosun. Maşallah! )
- Bakalım Ayşe’nin kutusundaki gerçek rakam neymiş? (az sonra, Ayşe yıkılacak salya sümük, sakın zaplama seyirci)
- Dı dı dı dıııımmmmmm ! 500.000 YTL (yıkıl Ayşe !)
- Aaaaaaaaa ! (aaaaaaaa! Seyirci ama yeter. Hala mı şaşırıyosun, yapma gözünü seviyim ya)
- Kutumuzu 10.000 YTL’ye Hamdi Bey’e sattık. (o Hamdi hakketten her akşam o tahta parçası kutuya paray veriyo ya, ben bişey demicem artık)
- Eğer devam etseydin hangi kutuları açtıracaktın? (sor tabi geniş geniş. 10.000’le yırttınız)
- 23 numara Beren diycektim (yalan ! yarışmanın başından beri korkuyodun Beren’den. Sırf büyük rakam çıksın da rahatla diye O’nu söylüyosun. Üçkağıtçı !)
- Aaaaaaaaaa ! 1 YTL
- Hadi kırmızıyı bulalım inşallah. (hoooppp, dönsün enerjiler, yağsın lanet, kırmızı aç kızım)
- Aaaaaaaaaaaaa ! 2 YTL
- Üüüühühühüüğğğüühüüğğğ (ağlama, kısmetin o kadarmış. Bak şansın döndü ne güzel mavileri açtırıyosun. Maşallah! )
- Bakalım Ayşe’nin kutusundaki gerçek rakam neymiş? (az sonra, Ayşe yıkılacak salya sümük, sakın zaplama seyirci)

- Dı dı dı dıııımmmmmm ! 500.000 YTL (yıkıl Ayşe !)
- Aaaaaaaaa ! (aaaaaaaa! Seyirci ama yeter. Hala mı şaşırıyosun, yapma gözünü seviyim ya)
- Evet, devam etseymiş Ayşe bu gece buradan tam 500.000 YTL ile ayrılacakmış. Ama üzülmesin, en azından 10.000 de iyi bi para. (kime göre? neye göre? Bana göre harika, ama Ayşeler’e ne ifade eder bilmem. Zaten alın teri dökülmemiş servet, uçar gider elbet!)
- Hamdi Bey’e çok teşekkürler…. : ) : ) : )
- Hamdi Bey’e çok teşekkürler…. : ) : ) : )
2 Kasım 2008 Pazar
KAHROLSUN DOĞALGAZ, YAŞASIN KESTANE KEBAP !BOTAŞ, bugünden geçerli olmak üzere, konutlarda kullanılan doğal gaz fiyatına yüzde 22.50, sanayide kullanılan doğal gaza da yüzde 22 oranında zam yaptı.
BOTAŞ'ın doğalgaza yaptığı zam, küresel kriz etkisiyle tüm kesimlerin kemer sıkmaya hazırlandığı bu dönemde kelimenin tam anlamıyla bir 'şok' yarattı. Ancak gece saat 02.00'de (ben hala uykusuzluktandır diye düşünmek istiyorum) yapılan duyurunun satır aralarında yer alan ifadeler, şokun burada kalmayacağını ve önümüzdeki kışın yeni sarsıntılara gebe olduğunun itirafı şeklinde. Öyle ki, dolar kurunun son seviyesinde kalması durumunda, önümüzdeki şubat ayına kadar doğalgaz fiyatlarında her ay zam göreceğiz. Yapılacak zamlar hiç de masum oranlarda olmayacak. Dolar kurunda düşüş yaşanmazsa, doğalgazın alacağı toplam zam oranı %40’ı bulacak.
Hal böyle olunca, günlerdir haberlerde izlediğimiz manzaralarla daha sık karşılaşacağa benziyoruz. İnsancıklarımız Eminönü-Sirkeci hattında satılan, belki çok uzun yıllardır yüzünü görmediğimiz, yeni neslin ise ancak eski Türk filmlerinde görme şansının olduğu KÖMÜR SOBALARINA, hiç olmadığı kadar rağbet gösteriyor. Ahh ! Nerde o eski Ramazanlar, bayramlar, kışlar? diyenlere müjde! Bundan sonra kestane kebap, çıtırdayan kozalak evinizden hiç eksik olmayacak.Sabah haberlerinde, evindeki doğalgaz sobasının haznesine zam gelmeden doğalgaz depolamaya çalışan (!) tonton teyzeleri görünce mideme kramplar girdi. Bizim yeni taşındığımız şehir merkezindeki dairemizin doğalgazını açtırmak için İGDAŞ’a başvurduğumuz günler aklıma geldi. Aman efendim, bu öyle mühendislerin denetiminde olmazsa olmazlar, yok efendim kombinin olduğu odanın camında menfez olmazsa olmazlar, vay efendim apartman doğalgaz projesi haricinde evinizin doğalgaz hattı projesi olmazsa olmazlar, hay efendim siz açmayın gazı, bağlansa bile bizim teknik ekibimiz gelip denetimini yapıp açmazsa olmazlar… Bu kadar üzerine ehemmiyetle eğildikleri, bizleri günlerce o doğalgazı kullanacağımız an gelene kadar soğukta titrettikleri, EMERGENCY kıvamında mimarlarla mühendislerle teknisyenlerle denetledikleri doğalgaz, aşağı mahalledeki teyzenin evinde 30 senelik sobanın kevgire dönmüş deposunda sakla samanı, gelir zammı hesabı muhafaza edilmeye çalışılıyor.
Bence biz artık yemiyoruz. Duyursunlar herkese. Desinler ki: Vatandaş, bundan sonra bahaneler, zamlar yok. Hepiniz alıp verdiğiniz soluk için aylık aile başı bir asgari ücret vereceksiniz. Paramız yok, vereceksiniz, ya da çekip gideceksiniz. Bakın ondan sonra talih nasıl da dönüveriyor. Akabinde ASGARİ MAAŞA %100 ZAM bakın da nasıl geliveriyor !...
NOT: Bu yazımın ingilizce tercümesini yapıp yayınlamayacağım. Zira elalem ne hale düştük anlamayıversin.
SAYGILAR EFENDİM...
1 Kasım 2008 Cumartesi
28 KASIM'DA SİNEMALARDA...
BURN AFTER READING / ARAMIZDA CASUS VAR (?!)Film kadro olarak muhteşem. John Malkovich, George Clooney, Brad Pitt, Frances McDormand, Tilda Swinton ve sürpriz isimler. Bu kadar dolu bir kadroyu görünce yapımın da en az bir Ocean’s serisi kadar cazip olabileceğini düşünüyorsunuz. Ancak baştan belirtmeliyim ki, önyargılı olmak, eğer öznyargınız pozitifse, maalesef filmin artık gelişme bölümünü, yani 50. dakikaları arşınlarken moralinizi bozmaya başlıyor. Film adeta tüm bu saydığım oyuncuların ilk filmlerinde bir araya geldikleri ve acemilik senaryosu olabilecek bir yönetmenin ışığında rol aldıkları yapıtları andırıyor. Gerçekten bir Macar veya İngiliz kara mizahı izler havasında, ekranda George’u ve Brad’i görmek, belleğinize seyir boyunca amnezi yaşatıyor. Ben nerdeyim? Bu film kaç senesinin? Amma da Hollywood oyuncularına benzemiş bu Avrupalılar… gibi içsel yorumlara sebebiyet veriyor.
Bunlar benim görüşlerim, ama 28 Kasım’da sinemalarda gösterime girecek olan filmi gidip izlemek isteyenlere tavsiyem şu olur: Ben filmi indirdim, hem de kaliteli çekim. Eğer ‘’sinema salonunda olmazsam kurtlanırım’’ demiyorsanız arkadaşlarım, ben size seve seve CD yaparım, ya da flashlarınıza atarım.
Şimdiden iyi seyirler…
BURN AFTER
READING 
World-premiering as the opening-night film of the 2008 Venice International Film Festival; a dark spy-comedy from Academy Award winners Joel and Ethan Coen. An ousted CIA official’s (John Malkovich) memoir accidentally falls into the hands of two gym employees (Brad Pitt and Frances McDormand) intent on exploiting their find. George Clooney and Tilda Swinton also star. A disk containing the memoirs of a CIA agent ends up in the hands of two unscrupulous gym employees who attempt to sell it.
Here are some fun reviews:· The word "fuck" is uttered 60 times, including 6 times in the first 2 minutes.
· A critic, probably with bad digestion, has decried this "very black comedy set in a blanched, austere-looking Washington, D.C. — an uninspiring and uncomfortable place in which everyone betrays eve
ryone else, and the emotional tone veers from icy politeness to spitting rage and back again." If I had a chance to think, instead of enjoying "Burn," I would have contemplated Molière and Evelyn Waugh, their comedies of manners, psychological insight, and unbridled great humor.· Others may lead the cast list with George Clooney and Brad Pitt, but to me, their performances were just a bit on the self-conscious side, trying too hard. At any rate, it's a great cast, and while the plot might have turned into a dud in somebody else's treatment, the Coen Brothers' writing is hilarious, their zingers deadly.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
